Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

En uzun gece

Resim
 Takvimler ne der bilmem ama ben ömrümün en uzun gecesini yaşadım son iki gün içerisinde. Halsizlik bitmedi, vücut dinlenmedi. Göz, bir gün bulsa ayacaktı. Şimdiye kadar içine attığı kapaklardan bir ışık göremedi her hal. Ne kadar sustuğu varsa uyudu vücut. Bütün diyemediklerine uyudu. Sanıyorum kafa karışıklıklarıyla başka boyutta hesaplaşmak istedi zihin. Bu sebepten, vücudun bütün gardlarını düşürdü. Bir bir saldırdı. Her zihin sekmesinde gerildi, terledi, üşüdü vücut. Belli belirsiz bir sivrisinek vızıltısı duydu, o da para olsa gerekti. Bütün hesaplaşmaların yanı sıra fırsat buldukça, el yordamıyla öldürmeye çalıştı sineği. Baktı başa çıkamıyor vılzıtıya karşı son kertede anca el savurarak direndi. Vızıldadı maddiyat bitik ve amaçsız bir sinek gibi.  Olmasa da olur bir sinek gibi. Zihin, ben sinekle uğraşırken öyle vurmuş ola ki karnıma vücut en büyük darbeyi orada almış olmalı . Bir ara can havliyle kendini klozete attığımı hatırlıyorum. O kadar ağrıdı ki...

Oturan sendeki çocuk mu?

Resim
İnsanlara bakıyorum.  “Duyarlı, bilinçli" insanlara bakıyorum. Bir süre onları dinliyorum.  Başkalarından bahsediyorlar. Başka insanların yürekli olduğundan, başka insanların yaptıklarından, başka insanların sözlerinden. Öyle ki kendi sözleri kalmamış. Başkalaşmışlar. Başka insanlar gibi de değiller, başka insanları betonlaştırmışlar, kendilerini de o insanın yerine koymuşlar oturdukları yerden. Oturdukları yerden şair olmuşlar, yazar olmuşlar, düşünür olmuşlar, taşınmaz olmuşlar. Bazıları oturduğu yerden ülke yönetir olmuş, bazıları oturduğu yerden işkence görmüş… Kendi oturduğu yetmezmiş gibi yapanı da resimleştirmiş ya da kendince birşeyleştirmiş onu da yanına oturtmuş. Ona sorsan alan razı satan razı! Ama putlaştırdığı adama sorsan belki beşik kertmesi, coğrafi birliktelik. Sevdik biz bu başkasının eylemini giyinmeyi. İnsanlar senin sözüm ona düşündüğün ama yapmadığın eylemleri yaptığı vakit, faturalarını bir bir bedeniyle, zihniyle  çekerk...

İki Dost

Resim
Haller yalın. Sakin bir umutsuzlukla sakin bir umut oturmuş kahve içiyorlar. İkisi de dingin, aynı akşamüstü gibi.  Umut eksik kaldıklarını anlatıyor, umutsuzluk yüklendiklerini. Öyle sakin sükun.  Kah yanıyor ışığı umudun, kah sönüyor umutsuzluğun eylemsizliği, bir süre direniyorlar birbirlerine gizliden gizliye.  Benim gibi devrik cümleleri ikisinin de. Ben ise yanlarına oturmuş bakmadan dinliyorum onları. Merak ediyorum başlarına gelecekleri.  Umutsuzluk "savururken" eylemsizliğini,  savunuyor bütün "suz-sizliklerini". Bir bir cebine dolduruyor garanti ediyor yarınki tartışmalarını.  Umut duruyor bir buzuki edasıyla. Ufak ufak gelip gidiyor ezgisi. Gelirken hüzün mü sevinç mi anlamıyorsun ama bir balzamik tadı bırakıyor ağızda.  Bir meşk masası oluşturmaya çalışıyor umut -"suzluğun" alkolunu kendiyle fermante ediyor. Güneşi alıyor yanına kim bilir belki de aydınlıkla haklı çıkmak istiyor içten içe. Ya da haksızlıkla mutlu olmak istiyor umut....