Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

En uzun gece

Resim
 Takvimler ne der bilmem ama ben ömrümün en uzun gecesini yaşadım son iki gün içerisinde. Halsizlik bitmedi, vücut dinlenmedi. Göz, bir gün bulsa ayacaktı. Şimdiye kadar içine attığı kapaklardan bir ışık göremedi her hal. Ne kadar sustuğu varsa uyudu vücut. Bütün diyemediklerine uyudu. Sanıyorum kafa karışıklıklarıyla başka boyutta hesaplaşmak istedi zihin. Bu sebepten, vücudun bütün gardlarını düşürdü. Bir bir saldırdı. Her zihin sekmesinde gerildi, terledi, üşüdü vücut. Belli belirsiz bir sivrisinek vızıltısı duydu, o da para olsa gerekti. Bütün hesaplaşmaların yanı sıra fırsat buldukça, el yordamıyla öldürmeye çalıştı sineği. Baktı başa çıkamıyor vılzıtıya karşı son kertede anca el savurarak direndi. Vızıldadı maddiyat bitik ve amaçsız bir sinek gibi.  Olmasa da olur bir sinek gibi. Zihin, ben sinekle uğraşırken öyle vurmuş ola ki karnıma vücut en büyük darbeyi orada almış olmalı . Bir ara can havliyle kendini klozete attığımı hatırlıyorum. O kadar ağrıdı ki...

Oturan sendeki çocuk mu?

Resim
İnsanlara bakıyorum.  “Duyarlı, bilinçli" insanlara bakıyorum. Bir süre onları dinliyorum.  Başkalarından bahsediyorlar. Başka insanların yürekli olduğundan, başka insanların yaptıklarından, başka insanların sözlerinden. Öyle ki kendi sözleri kalmamış. Başkalaşmışlar. Başka insanlar gibi de değiller, başka insanları betonlaştırmışlar, kendilerini de o insanın yerine koymuşlar oturdukları yerden. Oturdukları yerden şair olmuşlar, yazar olmuşlar, düşünür olmuşlar, taşınmaz olmuşlar. Bazıları oturduğu yerden ülke yönetir olmuş, bazıları oturduğu yerden işkence görmüş… Kendi oturduğu yetmezmiş gibi yapanı da resimleştirmiş ya da kendince birşeyleştirmiş onu da yanına oturtmuş. Ona sorsan alan razı satan razı! Ama putlaştırdığı adama sorsan belki beşik kertmesi, coğrafi birliktelik. Sevdik biz bu başkasının eylemini giyinmeyi. İnsanlar senin sözüm ona düşündüğün ama yapmadığın eylemleri yaptığı vakit, faturalarını bir bir bedeniyle, zihniyle  çekerk...

İki Dost

Resim
Haller yalın. Sakin bir umutsuzlukla sakin bir umut oturmuş kahve içiyorlar. İkisi de dingin, aynı akşamüstü gibi.  Umut eksik kaldıklarını anlatıyor, umutsuzluk yüklendiklerini. Öyle sakin sükun.  Kah yanıyor ışığı umudun, kah sönüyor umutsuzluğun eylemsizliği, bir süre direniyorlar birbirlerine gizliden gizliye.  Benim gibi devrik cümleleri ikisinin de. Ben ise yanlarına oturmuş bakmadan dinliyorum onları. Merak ediyorum başlarına gelecekleri.  Umutsuzluk "savururken" eylemsizliğini,  savunuyor bütün "suz-sizliklerini". Bir bir cebine dolduruyor garanti ediyor yarınki tartışmalarını.  Umut duruyor bir buzuki edasıyla. Ufak ufak gelip gidiyor ezgisi. Gelirken hüzün mü sevinç mi anlamıyorsun ama bir balzamik tadı bırakıyor ağızda.  Bir meşk masası oluşturmaya çalışıyor umut -"suzluğun" alkolunu kendiyle fermante ediyor. Güneşi alıyor yanına kim bilir belki de aydınlıkla haklı çıkmak istiyor içten içe. Ya da haksızlıkla mutlu olmak istiyor umut....

İnsansızlaşmak

Resim
İnsansızlaşmak bazen iyi gelir insana. Birçok insan zaman zaman seni robota evriltir.  Anlamazsın. Makinalaşırsın insanlardan ötürü. Fişin çekilesi bir hal alırsın. Kıçından bir garanti belgesi çıkartırlar, sana ömür biçerler. Yeterliliğini ve yapman gerekeni söylerler. Sen bir küp dünyada yaşarsın köşelerin izin verdiğince. Yapılmaması gereken eylemleri söyler kullanıcın insanlar. Sorsan insanlar.  Bazen kendilerini unutur insanlar. Bu sebepten senin de insan olduğunu unutur insanlar. Nihayetinde insanlar. Bazen dilin dolaşır, "hayvanlar" dersin; yok evladım sen bunu söylerken nasıl insansan, onlar da hayvan olamayacak kadar insanlar. Ha farkındalar, ha değiller ama insanlar. Bazen insansızlaşmak iyi gelir insana. Bir insanın kendini hesap zannedeninden uzaklaşırsın o vakit. Herkesi kendin gibi görmeye başlarsın, tahammülün artar. Beslersin çocuğunu. Ta ki üşengeç bir insan seni vasıfsızlaştırmaya kalkana kadar. İnsan pazarında zanneder kendini uyuşturucunun etkisiyle. K...

Bugün

Resim
Bugün hiç acelem yok, hayatı aaamaaaaann 'lı yaşıyorum. Kaygımı da almamışım çıkarken. Bir adam sigarasını yakarken kaygımı sordu ceplerime baktım bulamadım. Gaipten keyifler duyuyorum. Sürekli sular akıyor bi yerden, ben uyurken şehir çok içmiş ve kusmuş olmalı. Ee tabi şehir, haritada durduğu gibi durmuyor! Yorgunum galiba biraz,  dün gece hangi şehirleydim kim bilir. Sabaha karşı telaş usulca not bırakmadan kapıyı çekmiş gitmiş... İnsanlar koşturdu ilk defa, etrafıma bakındım, bir vapur düdüğü dindirmedi zaten olmayan merakımı. Ben yürüdüm, bir ara onlardan etkilenip hızlandım, iki adım sonra geldim kendime Yavaşladım. Kendimleştim tekrar. Sonra yavaş yavaş yürüdüm insanlar koşarken, telaşsız bindim vapura.  Arkada en güzel yeri bana ayırmış vapur ahalisi, ben de kıramadım heveslerini oturdum. Bilmezler ki orası güzel diye oturmadım ben, bendendir güzelliği. Hava bile biraz amaaaaannncı bugün, yaprağın kıpıdayası yok rüzgarın kıpırtadatası. Alan razı satan razı. Ha ...

Görsen muhakkak...

Resim
Bir sevdiğim vardı benim, yakındaydı. Görsen muhakkak tanırdın onu. Aynı bendi. Ben gibi severdi. Uyku aralarında sarılırdı bana. Boynumda hatrı vardı. Ben sarılmasam boynum sarılırdı ona. Bir kalbi vardı kadınlığından öte. Öyle güzel atardı ki, sen heyecanlanırdın!  Görsen muhakkak tanırdın.  Bazen ufak oyunları vardı ama bilirdin, görünürdü. Göstererek oynardı, oynamayı severdi o.  Küçük oyunları vardı, küçük oyunlara alet olmamıştı, oyunu keyfen oynardı. Hayatını oyuna heba etmemişti. Oyun(du). Bazı sabahlar kahvaltı hazırlardı bana, olandan olmayacak şeyler türetirdi. Lezzetliydi elleri, belki pamuk değildi ama lezzetliydi. Zaten pamuk bir el ne kadar sevebilirdi ki? Gerçi o da pamuk elleri olmasa da pamuk elleri olan biri gibi davranıyordu... Görsen muhakkak tanırdın. Bir kahvede muhabbeti baki kalan bir insandı,  sohbeti şekersiz kahveyi arada kaynatırdı, telvesi bile gözünde kalmazdı. Fincanı kapatır ama bakmazdı. Hayata karşı yürümekten yorulduğun ...

İnsan.

Resim
Saat 15:00’e geliyor… Artık uyanma vakti. Kalktım mutfağa doğru gittim. Gazetemi açtım, dolaptan sarımsak çıkardım. Gazetenin üstünde sarımsak soymak kolay oluyor, etraf kirlenmiyor; malum sarımsak kabukları şeffaf ve yapışkanlar. Onlar kendi aralarında gazeteyle anlaşıyorlar.  Gazete de yapışkan ama şeffaf değil.  Sarmısakları sürahiye koydum, üstüne de zeytin yağı... Ohh mis! Kapattım ağzını. Yüzümü yıkamadım ama görüyorum. Saçım başım darmadağınık gel gör ki naneli şeker atınca tertemiz hissediyor insan kendini, bütün kirlerim akıyor gidiyor. Hem şeker daha ucuz sudan! Radyoda şöyle güzel bir müzik açmadım. Kendi boktan sesimle başarılı şarkılar söylemeyi tercih ediyorum genellikle. Evde filtre kahve makinesi olmadığı için çay demleye karar verdim. Son çay yaptığımda su tükenip ocağın altı yanar halde kaldığı için çaydanlığın ömrü bugüne vefa etmedi. Onu saygıyla anıp tenceremsi edavatlarla çay demlemeye koyuldum. Sandviç mi yapsam veyahut yumurta mı kırsam?  Şu so...
Resim
Ben buraya ait değilim Bu sabahlar bu haksızlıklar bana göre değil. Hak hukuk da bana göre değil. Koşulsuzdur bende yarınlar, plansız. Ben buraya ait değilim, Çok önce doğup, erken yaşta da ölmeliymişim. Bu boğuşmalar, bu basitlikler bana göre değil. Hesaplar arasında bölünen insanlardan olamadım hiç. Tek hatam düne keşke derken bugünü de kaçırmam elimden. Ama vefasızda olamıyorum dünüme, Her dün için bir gün veriyorum bu hayata. Safça hatır yapıyorum belki ama Ben buraya ait değilim. Ben bir kahvenin, bir dokunuşun hatırını taşırım bünyemde Dokunmak da emek ister en az kahve kadar... Belki insanlara göre gülüncüm Kendime göre ise garip. Yarına uzanmak hevesi rafa kalksa da   Dününe sahip...

Sessiz Sakin

Resim
Bekle de gözüm bir kapansın öyle gel önüne, Ya da hemen kapı eşiğinde ol da öyle başlayım günüme Anahtarımı almadan çıkamadığım gibi Elini tutmadan kapıyı kilitleyemiyim. Veyahut yalnızlığımdan keyif aldığım günleri hatırlat bana, Sen yokken de hayata nasıl tutunduğumu... Ya sensizliği hatırlat bana  Ya da içinden bir yere gitmeme izin verme. Ben kıvrılır uyurum bir yerde. Hem arkadaş da çağırmam hiç, Gürültü patırdı da yapmam Sessiz sakin yaşarım seni  Sana uyurum. Sana uyanırım.
Resim
E gel sen kırk yıl hatrı olan kahvelerden içelim Yetmişimde ölürüm zaten. Benimkini boşver, kahveninkinden fazlasını istemem hatır gönülde. Ben pek hatır gönüle de inanmam esasen, Gönülde olan hatır'a gerek duymaz. Oluverir... Bir bakarsın yetmiş olmuşum, Hala bir kumsalda, elinden tutarak yürüyorum. Bazı bazı söylenmeyi de elden bırakmamışım ama Bir elimde sen, bir elimde dünya hali...
Resim
Bir çantadır ilişkinin yükü; bir fermuar açımıyla terkedersin sevdiğini... Getirirken, açarken, eşyalarını çıkartırken kırk kere düşündüğün o narin çantanı Bir hamleyle hunharca sağa sola çarparak toplarsın sevişmelerinin bütün somut şahitlerini, yalancı anılarını. Kurtulmak hissiyatıyla ama sırtlanarak gidersin bütün yaşanmışlıklarını. Adı "ayrılık" olur sadece; özü bel ağrısı... Bütün güzel duyguların içine etme halinin cilalanmışlığından ötürüdür  "ayrılık" kelimesi...
Resim
Ne güzel bizimdi eski akşamüstleri,  o vakitler hatırın kırık degildi.  Ne güzeldi elleri, rüzgar bu denli sert değildi, esintiydi. Burnum akmazdı o zamanlar; en fazla gözlerim yorulurdu, kaşlarımı çatardım o da güneşten . Yerimi bile değiştirmezdim. Severdim yaşanmışlığını yüzümdeki çizginin. Ne güzeldi yumuşak hali, gün kolay bırakırdı geceye yerini.  Acısız olurdu.  Söyleyince korkunç gelse de doğum sancısı gibi değil, ölüm huzuru gibiydi akşamüstleri.  Trajik değildi, sanki ölsen gam yemezsin ya hani, o türlüydü... Akşamüstleri. Fazla hoşgörülüydü akşamüstleri, bütün yorgunluğu koşulsuz alırdı yaşam siyasetinin.  Karnım ağrımazdı hiç akşamüstleri, bedenin bile izin verirdi kendi sıkıntılarına. Teneffüstü akşamüstü; hem güne,  hem yaşama, hem sana, hem bana.  İyiydi...  Gitmeyeydi, iyiydi.

30.07.11

Resim
Gitmeyi özledim! Gidebilmeyi özledim!  Ha deyince böyle... Tası tarağı toplama misali... Kalmak çok kirletiyor etrafı, Her taraf tozlanıyor; Umutların bile.  Sonra her gün silmen gerekiyor, Tozunu alman gerekiyor düşüncelerinin. Yoksa gündelikçi bir abla çöpe atıyor "Ben ne bileyim ortada bırakmasaydın" diyerek. Yürüsek ya; Sırt çantası olsa tek derdimiz, güneşten parlasak. Koca bir uğraşı arkada bırakabilsek. Yeşile dalsak maviye çıksa  gülümsemelerimiz, Geceye dönse meraklarımız... Yaşasak ya, yazmak yerine...

AF

Resim
Seni sevemediğim günler için affet sevgilim. Kendimi yarına varmayacak telaşlar için yormuşum.   Bir kaşık suda ölünebileceğini unutuyor insan bazen.  Yaşamını ona ait olmayan şeyler için heba ediyor. Seni öpmediğim günler için de affet beni... Muhakkak ağzım başkalarının oyunlarına alet olmuştur da ben isyan ediyorumdur; bütün yaşama yasaklarına... Bazı zamanlar sana sarılıp uyumadığım da doğru,  O sıra bilincim tacizdeydi karnıma doğru Korkutuyordu tenin bağımlılığı, Ve ben sana dokunurken sana göre en cesur bana göre en korkak oluyordum. Uyuyunca geçiyordu... Sana gülümsemediğim zamanlar oldu ki; Bu en büyük yavşaklığıydı kendimin kendime. Oysa sen yokken hep gülümsedim sana... Daha ömürlüktü... Olur ya sen de gülümserdin bana  Ve sonrası inanılması güç bir hal alırdı , Gecekondulara rağmen inanamazdım böyle birşeye. Seni yaşamayı bir ülkenin gündelik telaşları için heba edip kendi minik adamda seninle bir hayat kuram...

Pazartesi

Resim
Sakin bir gündü Sessizdi insanlar Gökyüzü renksizdi. Yorgundu hengameler, trafik bile. Pazartesi, aksine yansımıştı haftaya Gün; sadece ağardı. Binalarla birdi gökyüzü Karıncaydı insanlar, egoları yoktu. Kurumuştu sanki kargaşa nehri     Denize dökülem emişliğin verdiği kasvetle.