Kayıtlar

Mart, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sabah

Resim
S abah. Ama bu yazıyı okuduğunda aklına gelen sabahlardan değil. Hiç kimsenin aklına gelmeyen bir sabah!  Senin aklının tahmin ettiği kadar değil, benim aklımın yaşadığı halde almadığı kadar  bir sabah.  Bir pencere buldum. Sadece kafamın sığabileceği  büyüklükteydi. Dışarı baktım. Ya da bilmiyorum dışarısı mı, içerisi mi? Sadece bir aralıktan başka bir yere baktım. Belki de hiç dışarısı diye bir şey yoktur. Belki de daha dışarıyı görebilen hiçbir bilindik insan oğlu yoktur... Güneş doğmuştu fakat  senin aklına gelen renkte değildi. Yok yok az önceki cümleyi okuduğunda aklına gelen başka bir renkte de değildi. Rengin ışıkları çizgi çizgi düşüyordu görebildiğim yöne. Nedenini  anlamadım.  Dışarı da canları hala ellerinde olan varlıklar vardı. Sürekli olmasa da ara sıra görüş alanıma giriyorlardı. Bu bende merak uyandırmaya başladı. Gözümü kırptım geçti. Bir titreşim geldi arkadan, hırıltı gibi. Yani hırıltı diyor olmalısınız siz buna. Siz hiç hırıltı ş...

İki laf

Resim
Bir iç güvey var boğazımda, yorgun, beni yorar. Suratımdaki karışlar beşi geçkin, Nedir bu dizime vuran diyorum, biri mendil veriyor. Kalp pinti. Hali hazırda iki muhabbet var edemiyorum onu da. Susuyorum. Kuru ağzım, dilim damağım kuru... Dil yetmiyor. Ne anlatmaya, ne ıslatmaya. Biri benimle konuşuyor, lafları benim belimi kırıyor, İki laf hala sağlıklı. İki laf hala iç güvey İki laf hala tuzu kuru söylenmemekte. Akşam oldu artık üstü başı kalmadı günün. Birileri muhakkak bir şeyler kaybetmiştir. Birileri yorulmuş, birileri umutlanmıştır. Memleketin dört bir yanından hayaller feveran etmiştir. Duyanlar duymayanlara anlatıyordur güzel güzel. Kimi içini döküyordur, kimi dinlermiş gibi yapıp düşünüyordur. Kimi bir kıyıda utanıyordur. Kimileri ise daha yargılayacak çok kişi olduğu için mastürbasyon yapıyordur. Kimi kimsesizdir. Duruyordur.

Belki

Resim
Belki dünya üzerinde sana dair bir yer vardır. Belki bırak dünyayı, çok yakınlarında bile bir yer vardır  içinde bütün ait olmadığın şeyleri unutacağın. Belki bir adım atsan diğer adım var gücüyle seni bir yerlere itecek. Belki hava durumu için telefonuna bakmak yerine, dışarı çıkıp gökyüzüne baksan  havan değişecek. Bulunduğun adres değişecek, minik bir hava alacaksın herhangi bir memleketten. Hiç görmediğin bir yeşile gideceksin. Bilmediğin ağaç türlerinin altında dinleneceksin. Çizgi filmlerde gördüğün tepelere benzeteceksin oraları. Hayal dünyana arkadaş edineceksin. Çantandan yolluk bir şeyler çıkartacak, el emeğinin güzelim lezzetini tadacaksın. Bir rüzgar yüzünü okşayacak, sen de doğayı hissedeceksin. Kapayacaksın gözlerini diğer canları duyacaksın. Sakin sakin yaşayacaksın.   Ya da  atmosferde hızlıca dönen bir bulut göreceksin,  bulutların şekillerine gülümseyeceksin. Çocukken bulutlarda gördüğün dünyalar çalınacak aklına. Bu sefer adres değil, za...

Duygusuzluktan.

Resim
Duygusuzluktan hastalanıyoruz. Kimi gripler hissizlikten. Vücudun besin kaynağı bazen değişebiliyor. Biz bunu öngörmeyip basıyoruz mandalinayı limonu bünyeye. Ya da o ne idüğü belirsiz hapları kullanıyoruz. Vücudumuza tanımadık tamirciler davet ediyoruz. Sürekli bir tadilat hali. Bozuk yapılar gibi… Görüp eleştirdiğimiz ne varsa şehir yaşamında bir bir üzerimize giyiyoruz. Gecekondulara söylenirken kendi  çarpık kentleşmemize hiç kusur bulmuyoruz. İçimizdeki inşaların betonuna, tuğlasına bakmadan ha babam ucuz iş gücüyle çalıştırıyoruz paralı ilişiklerimizi. Olmayışı başka bi olmamışlıkla örtüyoruz. Sonra bir araya geldiğimizde  "Yaşanmaz artık burada! Her yer beton oldu " demekten de geri kalmıyoruz. Kendi içimizdeki oksijenimizi yitirip, ağaçlarımızı kesip bir bir kurutuyoruz fikirlerimizi. Kimi insanlar içindeki yeşilden vazgeçerken başka bir yeşile sarmalanıyor. Onunla geçiştiriyor nefessizliğini. Kimi ise kör kütük oluyor anason kuyusunda, kendi çalıp kendi söylüyor...