Kayıtlar

Sağlama

 Önce iyiliklerimi temizledim bir bir.  İyi sandığım iyiliklerim etrafı çok dağıtmış, aklımı allak bullak etmişti. Sonra yardım ettiğim dostlarımı çıkardım hayatımdan, çünkü iyiliklerin de denize atılması gerekiyordu. Habili de azad etmeli insanı.  Sonra mangalımı yakıp, güvendiğim dağların kar mevsimini bekledim. Parça parça geldi yitirmelerim.  Sırasıyla; hayallerim, sandığım şeyler ve son olarak sevdiğimi yitirdim. İlk ikisi bir arpa boyu yol olmadı da bana, sevdiğini yitirmek ne menem bir halsizlikmiş. Bir hal ki, dönüşmeyen.  Bir iskemleye oturdum. İskemle iyidir, ahşabın gıcırtısı ve sertliği doğru kararlar almanı sağlar.  Şefkati eksilmiş iskemleme, kırpmadan gözümü, hesapladım insanları kabul etmekle harcadığım zamanı. Sonra kendimi kabul etmekle geçirdiğim zamanı da yazıp baktım önüme. Utandım. Kendim. Uyuduğum. Uyandığım. En basiti karnımın ağrısını çeken kendimi kabul etmeye zaman ayırmamışım. Modern zamanın dile düşmüş olumlamalarında ayırmışım ...
   Bir dil arıyorum. Bütün yolculuğum bunun üzerine, bütün yoruculuğum da.  Niyetim kimseyi yormak değil. Zaten kendimi yorarken etraf alıyor nasibini. Halbuki kimseye dert olmak ya da yormak gibi isteğim yok. Olan zamanımı da elinin artığı kendime harcıyorum.  Aradığım dil düz, sade, öz. Sükunetli bir dil. Açıklamasız, zaten açık olan. Kurmasız, devir daimi olan. Sorgusuz, soruları olan. O dil lütufun kıymetini, teşekkürün maharetini, özrün ağırlığını bilen bir dil.  Pelesenk olsa ne ala fakat şikayet dolu ağızlarda yer bulabilir mi bilmiyorum. Dilerim bulsun. İyi gelir.  Bazı dillerin hatrı vardır ya insan hayatında, öyle bir dil. Dediğinin hissiyatı kaybolmayan, araya sigortavari hal hatırları sokmayan varlığını aylık değil de ömürlük icra eden bir dil.  Bir fincan kahve gibi bir dil.  Oturduğun yerden seyrederken zevki olan, dinlerken kaygılanmadığın, anlarken yorulmadığın bir dil.  Yorulmak, bu ara içimizin bize en çok söylediği şey olab...
Dikkat eksikliğim var. Şu sıra kimse dikkat etmiyor bana. Dikkatlerden kaçan bir an gibi hissediyorum kendimi. Afili cümleler kurmaya, büyük tavırlar sergileme ihtiyacım var. Dikkat çekmek istiyorum bu aralar. Muhtemel kayboldum. Kendi içimde de bulamıyorum, ben de dikkat edemiyorum kendime.  Eski rutinlerimi, adı sağlıklı besinlerimi, adı doğru olan eylemlerimi, sonu haklı çıkan duygularımı da kaybetttim. Şamandırası olmayan bir koy gibiyim. Gelenin attığı demirler de rüzgarımdan tarayarak terketmek zorunda kalıyor koyu.  Güneşin ufka değdiği yerde, saçın dalgasına binip gelen bir kadın mı kurtarır beni?  Yoksa Medusa'nın kıvrımlarının arasında boğuldum diye mi koca denizken bir koy gibi kaldım iki dağın arasında?  Buna ömrüm yeterse nihayetine vardırırım.  Şimdilerde cevaplarım bile, antik mitlerdeki geniş kanatlı canlıların midesinde o ufka doğru uçup kayboldu. Ancak bir savaş çıkarsa tekrar gelirler sanırım.  Hep öyle olur ya anlatılarda; sonu gelmeyen ...
Hayatın bir boğumunda gibiyim. Gün aydınlanmadan evvel siyahın üstüne umut eken alacalar gibi. Resmi güzel, umudu da var; lakin gel de sürecini bana sor.  Gördüğüm yer geniş ama olduğum yer dar, tıpkı bir kum saatinin peşi sıra giden kumlarının üst üste bindiği yeri gibi.  Koca bir ormanım varken, bir nefeslik saksıya muhtaç kalmış gibi hissediyorum. Kim geldi çöktü benim ormanıma, kim yol geçirdi ortasından, kim soktu bu iş makinalarını benim börtü böceğimin içine?  Ben.  Hayattaki şikayetlerimin muhattabının başkası ama derdimin sebebinin ben olduğunu farkettiğimden beri, aslolanın peşinde seyretmeye çalışıyorum. Şikayet, pastanın üzerindeki krema gibi. Fakat insanlar şikayetlerini bir kale gibi görüyor ve koruyor. Kale bile kremasıdır  bir krallığın fakat oraya girmiyorum.  Herhangi bir şikayete sığındığın zaman derdine varmak uzun süre alıyor. Şikayet bir ot gibi; budadıkça başka kollardan türüyor. Sense bir Don Kişot gibi havaya kılıç sallıyorsun bir ş...
Sakin kalmaya çalışıyorum.  Çok hızlı dönüşüyor dünya. Zihnim ise dünyanın etrafındaki ışık.  Dünya leb demeden benim zihnim ayda yaşamak için yer arıyor.  Kendini cevval bir hamle sahibi ya da görünmeyeni görecek kadar kudretli sanıyor.  Biliyorum değil, gel de anlat.  Çok da celallenmesin diye onu biraz eğliyorum.  Dedim ya sakin kalmaya çalışıyorum.  Bir ara Napolyon'un savaşlarını aratmayacak serüvenleri yaşadım zihnimle . Uzun yıllar sürdü. Çok kan kaybettim. Kazandım sandıkça kazınmışım. İnce bir çizgidir. A ne ara ı'ya döner ömründe anlamazsın. İnsan kazandıkça kazar, kazdıkça yetmez. Bir dağın zirvesi gibi görünürken kazanmak, avucunda güneşi belli belirsiz gördüğün bir kuyu kalır. Ve gökyüzü çok uzak. Kenarında kıyısında kalan anılar var zihnimde. Özlediğim dokunuşlar, öpüşler. Özlediğim gibi değiller biliyorum. Gel de anlat.   Bir gün volkan patladı içimde. Hiç aklıma gelmezdi, kimsenin aklına hiç bir felaketin gelmediği gibi. İnsan...
 -Çoğunluk girdabında boğulmamaya çalışıyoruz. Taneliğin niteliği, suyun ivmesiyle arada görünüyor o kadar. Nasıldır ki bu kalabalığın tuzağı, insan kendini duymamak için düşüyor.   -Nedir kendiyle alıp veremediği insanın?  Elinde olan tek şeyden canhıraş kaçmanın sebebini hiç düşündün mü?  -Bu benliğin bire birde hiçe sayılırken kalabalıkta kabul görmesi çok yorucu. Mikrosu eksik, makrosu kendinden tamam. Ama kendi hiç olmadı tamam.  -Bir kısır bu; sonuca soru sormak. Yararı olmayan politikacı gibi zihin. Etkileyebildiğini de unutup iyice etkileniyor. Bir yana yatmış tekneler gibi. Gidebildiğini unutmuş. Ama herkesten çok görmüş. Ama toplum onu anlamamış, ama o toplumu anlamış. Mışıl mışıl beyin fırtınası.  -Şu sürekli derman dileme halinden bıktım.  Diğer yandan da bu dileme hakkının sadece ihtiyaca mecbur bırakılması da dilek dediğinin aslına ters de neyse. Gönülsüz dilekten felek doğar!  -Tembellerin talepleri sırtımı yere getirdi çoğu za...
Senden tek ricam var; kalbine sahip çık...  Kalbin etraftan daha mühim. Etraf değişir, sistemler değişir, seçimler değişir yanına kalan kalbin olur.  Zaman zaman dünyevi dertlerin, zihninle birleştiğinde akıl almaz bir hal alır.  Aklın almadığı zihin oyunlarının peşinden gitme... Aklın almadığı tek şey aşkın olsun, onun peşinden git. Bu dünyadaki tek teneffüsündür aşk. Onu da zihnine heba etme. Zihnin toprağına aşkını gömersen, "keşke" dışında bir şey yetişmez.  Aklın almadığı günlük şeylerin peşinden gittiğinde, bir hurafe yüzünden töre cinayeti işlemiş bir çocuk gibi kalakalırsın kendi dört duvarında. Sevdiğin ya da tanımadığın birinin yaşamına neden son verdiğini anlayana kadar aklın başka bir şey de almaz olur bu dünyada. Sen başkasının düşmanını yok edeyim derken, kendine düşman edersin kendini. Gönlün senden uzaklaşır... Seni ilelebet götürecek tek şey olan gönlünü de başkasının korkusuna kurban edersin. Sen kendi içine odaklan. İnsanız elbet korkarız fakat kor...