Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İstediklerin.

Yorulduğun anlar var hayatında. Canının pek bir şey yapmak istemediği. Yaptıklarının bile fazla geldiği. İnsan enerjinin tükendiği, varlığının farkına varamadığın anlar var hayatında. Dertler var , tasalar... Belki kimsesiz olduğunu hissediyorsun, belki geleceği göremiyorsun. Belki sarılacak bir şey arıyorsun belki kolların bir şeye sarılmaktan yorgun düşmüş dinlenmek istiyorsun. İşsiz kalmış , hayat standartını kaybetmiş olabilirsin. Ya da standart diye bir şeye vakıf olmamış bile olabilirsin, senin için sadece geçim derdi diye bir süreç olmuş olabilir.  Aşık olmuş , istediğin cevabı alamamış olabilirsin. Ya da hiç aşık olmamış olan biten şeylere turist gibi bakıyor olabilirsin. Ailenle anlaşamıyor olabilir ,mutlu olmayabilirsin. Veyahut ailenden kopamıyor , onlarsız yapamıyor olabilirsin. İş yerinde kendini oraya ait hissetmiyor olabilirsin. Başkalarının işine yarayıp , içten içe kendi işine yaramadığını düşünebilirsin.  Kendinle kaldığında yapacak bir şey bulamayıp, sürekl...

Yalnızlığım...

Yalnızlığı mı soruyorsun bana?  Bilir miyim diye?  Bilmem... Ben kendimi bilemediğim gibi onu da bilmem. Kendim kadar benimdir o. Ona rağmen bilmem. Öylesine zaman harcamışımdır ki yalnızlığıma, öyle şık kafiyeler bulmuşum ki, öyle zamanlarım olmuş kendisiyle hayal bile edemediğim, umutlarımı ,kaygılarımı, korkularımı, arzularımı, egomu her bir şeyimi yanında dökmüşümdür. Yine de bilmem. Hayatımın tek tanığıdır o. Yakın dostum vs. demeyeceğim. Dostluktan ötedir çünkü. Hayatımın neredeyse tamamını onunla geçirdim. Çocukluğumda oyunlar oynarken kalabalıktım , insan üstü güçlere sahip kahramandım ;  fakat yalnız. Oklavaları , tencere kapaklarını ancak yalnızlığımda türlü eşyalar gibi kullanıyordum. Ummadık biçimlere sokuyordum onları. Olağan dışı idi yalnızlığım. Olağan olan birileri ile olan halimi alttan almamı sağlıyordu yalnızlığım. Bazı zamanlar koca bir şair - ama heykelsiz- , bazı zamanlar bir taksici , bazı zamanlar hızlı bir motor sürücüsü , bazı zamanlar harika...

Meğer

Biliyorum oradasın. Ben her nereye gidersem gideyim, sen gittiğim yerin orasındasın. Benimle gelmiyorsun kabul! Ama gidince,biri yere oturuyorum biraz soluklanıyorum, kahvemi alıyorum elime. Kokusu geliyor burnuma, önce kokusunu içiyorum, sonra dilime değiyor çekilenlerin sulandırılmış hali, bir nefes veriyorum. O sırada kahvemi geri koyarken masaya, bakıyorum oradasın. Hangimiz önce geldi onu da bilmiyorum. Diyemem ki beni takip ediyorsun. Ben de etmem ya! İkimiz de seyrimizdeyiz. Kimseye diyecek lafım yok ama bildiğimi de sakınamam ben. Bazı zamanlar hızlı hızlı yürüyorum ki hızlı yürüdüm mü yürürüm hani! İnsanları es geçe geçe, sanki onlar yokmuşcasına yürürüm. Bazı anlar olur, ben yürürken biri bana çarpar. Ama benim "iyi misiniz? "diyesim bile olmadığından yürümeye devam ederim. Mümkün değilken benim hızıma yetişmen sen ışıklarda çoktan bekliyor olursun. Bazı zamanlar diyorum ki durmayayım geçeyim karşıya ki bitsin bu ; bir korna sesi haklı küfredince - ki genelde haksız...

Esinti

Senin hikayeni yazmak istedim. Tasvirler geldi aklıma. Güzel kelimelerim vardı, okurken mutlu olurduk.  Belki gülümserdin.  İstedim. Dokunduklarını , sustuklarını yazayım istedim. Baktım ki istemek yetmez olmuş. Baktım ki  benim güzel kelimelerim yazılınca kayboldu kağıtta, zihnimde durduğu gibi durmadı. Tasvirlerim labirent gibi geldi bana, hikayemi kolaylamadı. Çıkamadım işin içinden... Durdum. Bir süre kendime baktım. Ellerime baktım. Yüzümü hatırlamaya çalıştım. Ellerim zamanda asılı kalmış gibiydi. Her şey altından kayan bir çift gölge.  Ben de seni anmak istedim. Sadece anmak. Kağıtta iz bırakmadan. Kanmadan mürekkep oyununa, demeden hiçbir şey sessizce seni yaşamak istedim.  Önümde silüetin, susmak istedim. Güzeli sana yapıştırmak değil, sende ki güzeli bulmak istedim. O sıra seni anlatmak değil görmek istedim.  Dil düştü gözümden , pek bir hayrını görmedim, Kalp vurdu derinden de zamanın yelkovanını kırsın istemedim.

Ne bekliyordun?

Ne bekliyordun ?  Bilmediğin bir şeyin olmasını mı? İnsan tahayyül edemediği bir şeyi nasıl bekler?   İnan bana ben de hayatımda ne olduğunu, nasıl olduğunu/olacağını bilmediğim 324223783287348 olay bekliyorum. İsimleri yok. Tanımları yok, tavırları yok ama bekliyorum. Bekleyelim de görelim sevimsizliğini giyiyorum. İnsanlar ne giysem yakıştığını söylüyor. Herkesle benzeşen bu benzeme kıyafetini giydiğimde daha çok hoşlarına gidiyorum. Sıralı,gönüllü bekleyen insanlar oluyoruz.  Ne beklediğimi bilmeden o "güvenli " alanda banliyo evler gibi yaşayacağız. Korkacak bir şey dahi yok. Kimse korkusundan ne beklediğini sorgulamaz. İnsanlar korkuyor diye benim korkmama da gerek kalmayacak. Onlar benim yerime de korkar. Oh mis! Alan razı satan razı. Yaşama hakkını korkuya  satan razı, pasifliği alıp üzerine giyinen razı... Beklemek eski zamanlarda bilginin ya da sevginin getirisi iken şimdilerde bilinmezlikle bütünleşmiş. Her zaman bilmediğini bekliyor insan, onun içi...

Seyahat.

Arındım bugün. Zihnim, ruhum...Bütün buralara rağmen kendimle kaldım bugün. Başkalarına hiç gitmedim, başkalarının dertleriyle hiç mi hiç yorulmadım, kendimdeydim..Sakin dingin, ruhum uzak bir  ağaç gölgesinin ezgisine gitti. Bir nefese  değdi vurmalı, çağırışında yükseldim yeşilin dağlarına, oturduğum yerden ağaçlar büyüttüm dünyamı birkaç zaman daha yaşatmak adına. Hiç kimseye bir şey söylemedim keyfim hakkında. Sordularsa da duymadım. Ağaçlarım eğildi doğayla bütünleştiler.Hiç bir teknoloji benim gülümsememi kıramadı. İnsanlar yoktu gittiğim yerde, telaşlı konuşmaları yoktu. En modern şey bisikletti.Onu da çağın ötesinden biri bırakmış olsa gerek. Bir bisiklette bulmuştum bu çağın telefonundaki hızını, rüzgarı hissediyordum. Evvelde rüzgarlar arasında egzozlar yalıyordu yüzümü. Şimdi pamuklarda rüzgarlar, rüzgarlarda yüzüm,yüzümde gökyüzü.  Ellerimin arasında aldığım, ninemin yüzüydü ağaçların çizgilerinde. Öyle ki hiç bir şey sormadım ona. Sonra kulağımı koydum gö...

Çok

Bir şeyleri çok yapmam lazım uyuyabilmem için, yalnızlığımda.  Çok yorulmam lazım, çok uyumamış olmam lazım ki ; bu çokluğu dengeleyebileyim. Bir şeyin bu kadar çok olması , insanı bu denli az yerlerde ayyuka çıkartıyor. Sanki herkes bir anda yere çökmüş gibi, seninle benim dışımda. Sanki rüzgar bir bizim yüzümüze çarpıyor. Bir bize geliyor dalga sesleri. Bu kadar çokken doğa, bu kadar çokken sen , şimdi ben bu şehir fakirliğinde nasıl bulayım yolumu usulca...  Nasıl yaşayayım bu lüksü ? Musluktan akan suyla yüzümü nasıl yıkayayım şelaleden gelmişken. Ya betonların içine nasıl sığacam şimdi. O kadar gelişi güzel, ağaçların arasında budaklanmışken . Hem kaldı ki gök bana ahbap, kaldı ki ben asmışım halamın yıldızlarını göklere!  Yıldızları asarken oralardan bir taşa çarpmış kolum, aşağılardan biri yıldız kaydı demiş yanındakine. Dilek de  tutmuşlar ne bilsinler oralar dileklik yerler değil!  Peki ya ben nasıl diyeyim onların hayal gücüne ; "Biz yıldız asa...

Muhtaç

Ben öleyim, ben iyi kalayım Ben kötüye düşersem inme iner Ele muhtaç olurum. Ben gideyim, ben yol kalayım Ben arsa olursam üstüme hak biner Hukuka muhtaç olurum.  Ben yanayım, ben bilgi kalayım Ben küle dönüşürsem toza ziyan olur İse muhtaç olurum Ben bekleyeyim , ben dervişe sual edeyim Ben koşarsam kalbe kriz düşer Umuda muhtaç olurum Ben göreyim, ben seyyah olayım Görmezden gelirsem , bir daha göremez olur gözlerim Sese muhtaç olurum Ben yaşayayım, ben insan kalayım Ben vahşete düşersem ciğerim ateşe düşer Sele muhtaç olurum Ben güleyim ,ben canan olayım Benim suratım düştü mü veba sarar etrafımı Hurafeye muhtac olurum  Ben okuyayım , ben sohbet olayım Yoksa haber olur yaşananlar Mecmuaya muhtaç olurum  Ben uyuyayım , ben dingin kalayım Sonra ummadık bir yere sızar kalır bedenim Hayale  muhtaç olurum Ben yeşillerin arasında kaybolayım, ağaç olayım Nefes almazsam renklerim solar Betonlara muhtaç olurum Ben seveyim, ben candan...

Temenni

Acaba insan evladı olarak ne zaman seçtiklerimiz öze varacak. Ne zaman bütün yaşadıklarımızı kendimiz için, seçimlerimizi canımız istediğinden yapacağız? Öyle bir düşünsel devir gelir mi başımıza? Velhasıl bir gök taşı çarpmadan dünyaya ya da bir doğa afeti olmadan ,insanlarda ki şuur bir anda önlemez aydınlığa doğru yol almaya başlar mı ? Bir düşünsek ya salt insanın kendi olduğu gibi, o an semptomları ne ise ona göre davrandığını. Bir anda evde otururken çantasını alıp canı çalışmak istediği için işe gittiğini veyahut markete gitmişken çat diye seyahate çıktığını. Birini görüp doğruca ona gittiğini. Kimseyle alakalı egoları, faşizanlıkları olmadığı için kimseyle kavga etmediğini. Savaş çıkamadığını düşün, topluca öfkelenemediklerini insanların . Örgütleşmenin insanların aklından geçmediğini, dünyanın tahayyülünde bunun olmadığını. Yani doğaya saygı duymak için aktif bir kalabalık ile çaba sarfetmeden duyduğunu düşün. Bununla ilgili milyonlarca ihtimalin bulunduğu liste yaparız bu köl...

Mı ?

Yorulan ben miyim , tanımadığım biri mi ? Sevincim nerede, doğduğum evde mi ? Ev dediğin dört duvar mı , dört sevgi mi? Sevgisizlikten hastalandık, çaresi vitaminler mi? Kuruyan yapraklar mı ,yoksa kalbin mi? Durduğun mu kabahat ,gittiğim mi ? Eriyen buzullar mı , insanlık mı ? Merhamet toprakta diye  insan altında mı? Ağacın dalını kesen kendi dostuna kıymadı mı? Dereler kurudu da eş dost çağladı mı? Sevenin kuraklığı belgesele fotoğraf mı? Bulutların üstüne çıkmak mı hayal , orada telefona bakmak mı? Fotoğrafı çeken ben miyim yoksa makinalar mı ? Dert keder mi yoksa ahbaplık mı? Meşk ederdi eskiden, şimdi paspallık mı? İyi niyet erdem mi ,yoksa şapşallık mı? Bu şapsal ben miyim yoksa bürokrat mı ? Halk mı yaşamı sürdüren yoksa maaşlar mı ? Para mı elin kiri, yoksa masturbasyonlar mı? Korktuğum kalbin durması mı , atması mı? Yaşamak güzel derken tek yaptığın uyumak mı? Dilekler gökyüzünde mi yastık altında mı? Sevgini verirsen sağa sola sende de kalır mı? Ha...

İstek

Bazı zamanlar boş boş uzaklara bakasım gelir. Ama öylesine,boş... Hiç bir mevzuyu hiç bir kimseyi düşünmeden ; hoş gerçi düşünemiyorum da zaten. Bir şeyi düşünebilecek kadar bilgiye hakim hissetmiyorum kendimi ya da  birini düşünebilecek kadar tutkulu.  Halimin yalınlığında durmak istiyorum ne bir eksik ne bir fazla. Bu bir " hayat beni hissizleştirdi " veyahut " umudum kalmadı " tavrı değil. Sadece olağanca halimle durmak istiyorum.  Geleceğe dair hayal kurmak istemiyorum mesela, Geleceği geldiği o an yaşamak istiyorum. Türlü türlü hayaller kurup ,olanı kendi tahminimce ziyan etmek istemiyorum. Zamanın ihtimalleri benim fakir zihnimden çok daha fazla iken , ben benim insan fakirliğimde  şimdinin, bana kalanın keyfini sürmek istiyorum. Bu zaman fakiri halimizde  ise benim içimde ki anlık insan zenginliğini  yasamak istiyorum. Hiç bir şey düşünmeyerek...  Benim olanı yaşamak istiyorum. Ve benim olanı durarak yaşamak istiyorum. Durmak. İnsanların koş...

Yalan.

Yalan söyleyecek kadar vaktim yok benim bu hayatta. Başka uğraşların girdabında heba edemem yaşama lüksümü. Yürüyecek yolum, bölecek ekmeğim varken , derdi yoldaş edemem kendime.Zaten o doymaz benim ekmeğimle, ben anca kendime yeterim ; ola ki kendim taştı birine , başım gözüm üzerine taştığım. Ben fikrime giderim, fikrim beni yanıltırsa alırım yine de koynuma. Uyuruz biraz. Dinlenir telaşımız.  Ben seni değiştirmeye çalışamam. Bunu isteme benden. Bırak çalışmayı böyle bir şeyi hiç düşünmedim bile , keza yoldayken tabelalarda gördüm böyle şeyleri. İnsanlığını unutanlarımızın aklına karpuz kabuğu misaliydi bu oyunlar.Senin uğraşın kendine...Hepsini geçtim ; sarıldığımı neden değiştireyim, zaten onca şeyden sıyrılıp sarılmışım. İnsan sarıldığı , sığındığı şeyi niye değiştirsin?  Benim ruhum kiremitleri, betonları sevse ,sana niye sarılsın ki? Kiremit değil bu kalp. Kalp değişir mi? Doğduğun değil mi sendeki ? Markasız, şehirsiz, karsız , safi atma telaşında olan. Sarıldığımla...

Hayal Birliği

Hayal birliği yapıyorsun hayatındaki insanla. Hayatı paylaşmak değil, hayali paylaşmak lazım. Hayatı yedi cihanla paylaşıyorsun zaten hali hazırda. Yeni çağ sana bunu getiriyor oluk oluk. Yalnızlığını bile çok rakamlı alanlarda yaşıyorsun. Yalnızlık halbuki birinin haberi olduğu anda varlığı yitiren bir şey iken ,insanlar dolu dolu yalnız. Her kavramı birbiriyle karıştırır olmuşuz. Yüz kişi bir şeyi söyleyince bizim sayar, kabul eder olmuşuz. Bedensel olarak  modern ırgatlara dönmüşüz. Bildiğin magazinleri , ilk akla gelenleri , resimleri üzerimize giymişiz. Herkesle herkes gibi ilişki kuruyor bir çoğumuz. Farkımızdan, kusurumuzdan korkar halde. İyi anlaşan, süt liman, hep çekici olmak zorunda olan bir canlı sürüsüymüşüz gibi bir halimiz var.  Ama ya içimiz? Bizde ki asıl sürdürelebilirliği sağlayan enerjimiz? Ya hayalimiz, hayalimize bulduğumuz yoldaşımız? Ya sevgilimiz? Sevgili eskinin fırtınası iken , şimdilerin gölleri haline gelmiş. Ne bir bilinmezliği , ne fırtınası, ne...

Heyecan.

Ben son heyecanlandığımda içimde koca  bir şehir sendeledi. Kalbi ağrıdı birkaç kişinin. Sevgilerin kıymeti arşa erdi. Öfkelerin vasatlığı ayyuka çıktı. İnsanlar oradan oraya da koşmadı , durdu öylesine. Oldukları yerde. Sadeleştiler benim son heyecanımda. Kıyafetlerini çıkardılar, markasızlardı. Kaliteli ya da kalitesizi yoktu, gözleri vardı.  Kalite ne idi ki? Kalite başkasının başka bir şey hakkında yargısından başka bir şey değildi  ;bir kaç yıkamada deforme olan.Telaşları yoktu benim heyecanlandığım zamanların. Çoşkuları vardı içlerinde çağıl çağıl kahkahalarla... Karnı ağrırdı insanların ama söylemediklerinden değil güldüklerinden.  Son heyecanlandığımda burnum kırılmıştı. Korumadım burnumu. Sadece onu değil vücudumun hiç bir yerini korumazdım. Karşımdaki ne kadar heyecansız ise bakmadan kırdı burnumu. İstirahat verdi doktor. Heyecanın fazla dedi. Oturdum bir süre... Arkadaşlarımla ne kadar mutlu olduğumu o zaman anladım! Her güldüğümde , şelaleye her atlad...

Rüya.

Rüyamda sevgi gördüm... Ve izini kaybetmiyeyim diye Uyudum saatlerce.  Şehir beni uyandırsa da Alsa da sevgiden Karartıp gözümü , Etrafında çizgilerin belirsizliğine aldırmadan Sımsıkı kapattım.  Karanlıkta bulurum dedim, Aydınlığın benden almak istediğini.  Bir çocuk nasıl koşarsa salıncağa Öyle koşayım istedim, Eğlesin beni.  Salıncakta en uzağa atlamak, çocukluğun sevdasıdır ki ; Atlamak bile istemedim.  Kafamı yatırıp geriye göğe baka baka, Ayaklarımı değmesin diye yere , Bir ileri bir geri  Rüyamda sevgi gördüm.