Kayıtlar

Ekim, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ne bekliyordun?

Ne bekliyordun ?  Bilmediğin bir şeyin olmasını mı? İnsan tahayyül edemediği bir şeyi nasıl bekler?   İnan bana ben de hayatımda ne olduğunu, nasıl olduğunu/olacağını bilmediğim 324223783287348 olay bekliyorum. İsimleri yok. Tanımları yok, tavırları yok ama bekliyorum. Bekleyelim de görelim sevimsizliğini giyiyorum. İnsanlar ne giysem yakıştığını söylüyor. Herkesle benzeşen bu benzeme kıyafetini giydiğimde daha çok hoşlarına gidiyorum. Sıralı,gönüllü bekleyen insanlar oluyoruz.  Ne beklediğimi bilmeden o "güvenli " alanda banliyo evler gibi yaşayacağız. Korkacak bir şey dahi yok. Kimse korkusundan ne beklediğini sorgulamaz. İnsanlar korkuyor diye benim korkmama da gerek kalmayacak. Onlar benim yerime de korkar. Oh mis! Alan razı satan razı. Yaşama hakkını korkuya  satan razı, pasifliği alıp üzerine giyinen razı... Beklemek eski zamanlarda bilginin ya da sevginin getirisi iken şimdilerde bilinmezlikle bütünleşmiş. Her zaman bilmediğini bekliyor insan, onun içi...

Seyahat.

Arındım bugün. Zihnim, ruhum...Bütün buralara rağmen kendimle kaldım bugün. Başkalarına hiç gitmedim, başkalarının dertleriyle hiç mi hiç yorulmadım, kendimdeydim..Sakin dingin, ruhum uzak bir  ağaç gölgesinin ezgisine gitti. Bir nefese  değdi vurmalı, çağırışında yükseldim yeşilin dağlarına, oturduğum yerden ağaçlar büyüttüm dünyamı birkaç zaman daha yaşatmak adına. Hiç kimseye bir şey söylemedim keyfim hakkında. Sordularsa da duymadım. Ağaçlarım eğildi doğayla bütünleştiler.Hiç bir teknoloji benim gülümsememi kıramadı. İnsanlar yoktu gittiğim yerde, telaşlı konuşmaları yoktu. En modern şey bisikletti.Onu da çağın ötesinden biri bırakmış olsa gerek. Bir bisiklette bulmuştum bu çağın telefonundaki hızını, rüzgarı hissediyordum. Evvelde rüzgarlar arasında egzozlar yalıyordu yüzümü. Şimdi pamuklarda rüzgarlar, rüzgarlarda yüzüm,yüzümde gökyüzü.  Ellerimin arasında aldığım, ninemin yüzüydü ağaçların çizgilerinde. Öyle ki hiç bir şey sormadım ona. Sonra kulağımı koydum gö...

Çok

Bir şeyleri çok yapmam lazım uyuyabilmem için, yalnızlığımda.  Çok yorulmam lazım, çok uyumamış olmam lazım ki ; bu çokluğu dengeleyebileyim. Bir şeyin bu kadar çok olması , insanı bu denli az yerlerde ayyuka çıkartıyor. Sanki herkes bir anda yere çökmüş gibi, seninle benim dışımda. Sanki rüzgar bir bizim yüzümüze çarpıyor. Bir bize geliyor dalga sesleri. Bu kadar çokken doğa, bu kadar çokken sen , şimdi ben bu şehir fakirliğinde nasıl bulayım yolumu usulca...  Nasıl yaşayayım bu lüksü ? Musluktan akan suyla yüzümü nasıl yıkayayım şelaleden gelmişken. Ya betonların içine nasıl sığacam şimdi. O kadar gelişi güzel, ağaçların arasında budaklanmışken . Hem kaldı ki gök bana ahbap, kaldı ki ben asmışım halamın yıldızlarını göklere!  Yıldızları asarken oralardan bir taşa çarpmış kolum, aşağılardan biri yıldız kaydı demiş yanındakine. Dilek de  tutmuşlar ne bilsinler oralar dileklik yerler değil!  Peki ya ben nasıl diyeyim onların hayal gücüne ; "Biz yıldız asa...