Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sen, ben, biz.

Yüzünün kimliği gözlerin Kapadın mı hükümsüzsün Hiç bir hak iddia edemem arzularıma dair.  Yorulurum orada bir göz düşünmekle Üstüne bir kirpik, hülyalı bakışlar... Benim işim değil, zorlanırım. Sağım solum hayal olur. İstemem... Sen varken hayal kurmak ayıptır buralara Zihnimi istemem yanımda sen varken Varlığın yaşamak için kabulumdür.  Bilirim önceleri zihin işçiliğimi, buralarda yüz bulmayan rüyalara daldığımı. Terleyerek uyandım hep, kırılmış. Yorgun Hasar bıraktığı da oldu daldığım dehlizlerin Amma yürüdüm kabul edebileyim diye. Çok sorular kendime. Bir mahmurluk anında gördüm kaçamaklarımı ,sıgındıklarımı Hiçbiri sen gibi, ben gibi değildi.  Neydi onlar?  Kimin yapımıydı onlar?   Baktım ki biz daha kudretliyiz Baktım biz evladiyeliğiz Baktım ; evladım  elimde   Baktım ; evladımın diğer eli  Yer arayıp duruyor zamanda... Yaşamakla haşır neşirim şu sıra.  Kapamıyorum gözlerimi ...

Soru

Uzaklaştırıldık soru sormaktan. Şimdilerin değil, çocukluk hasarı bu soru soramamak. Yanlıştı, ayıptı, karşı tarafla olan ilişkinde mesafe koymaktı. Yargıydı,samimiyet kırıcıydı. Karşı tarafta uyandıracağın hissiyatlar korkusuydu. Soru sormanın güzelliği, ufuk açımını, sorgu -yargı kısırlığına heba ettik.  Soru ki ; milyon farklı ihtimali aşılayan, döngüden ayrıştıran, kendi yolunun giriş bileti sunan güzel bir lüks iken eylem hatasından, susmalardan kafamızı kaldıramadık.  Bazı susmalar vardır ,bilgiden ve kabul edişlerden türer. Gel gör ki çoğumuz bilgiye sahip olamadan sustuk. Toplum, biçim, anane, örf ,adet alt metni ne olursa olsun sustuk. Susmanın nedeni çok sorgulanmaz ya. İyidir susan çocuk, efendidir. Ağır başlı diye bir tanım var bizde. Evet ağır başlıdır öyle ki kafasında sormadığı sorulardan kamburu çıkacak kadar. İnsan bu anlaşılamaz, tahmin edilemez varlık. Homurdanmaların karnından konuşmaların önüne geçemiyor bazı zamanlar, o vakte kadar sırtına kadar yüklen...

Zaman

Zamanlarım ölüyor içimde. Yuttuğum zamanı öğütemiyorum. Alelacele yutuyorum çiğnemeden. Ne zamandan anlıyorum ne zamansızlıktan. İkisi de benim değil. Sanki bana kalan ; bana kalma umuduyla güzelmiş gibi. Umuttan cıkıp bana kaldığı zaman kırılıyor zaman. Kıymetlendirmeye çalıştıkça kıymetini yitiriyor zaman. Benim ki insan ukalalığı ; kıymetini bilmek yerine kıymetlendirmeye çalışmak. Onun zaten hali hazırda bir kıymeti, bir eylemi veyahut bir dinginliği var. Senin üzerine derme çatma bir şeyler katmanla gecekondulaşıyor zaman. Zihnindeki tasvirin ne ise; onu üzerine ekleyebileceğin bir yapı değil sanki. Rüyanın farkına vardığında uyanırsın ya, veya bir korna sesiyle kurduğun hayale yabancılaşırsın, tam da böyle bir şey zaman algısı. Fark edince ölüyor gibi geliyor. İnsanın yaşlanmaları , çizgileri bu sebepten sanki  ;öldürdükleri zamanlardan . Her zaman, onda bir iz bırakmış Sabıkaları yüzünden okunuyor hepimizin. Planlar yapıyoruz o ,şu,bu zamana. Yükümlülükler veriyor...

Vaziyet.

Bu yaşımın ihtiyarı oldum. Kırışıklıklarımın hepsi başkalarının boşvermişlikleri. Gülünce belli olan façalar var yüzümde. Kime sorsam başkasını gösteriyor. Bana sorsan ben bile başkasını gösteriyorum. Ben yapmadım o yaptı diyorum! Ben yapsaydım keşke. Yorgunluklar benim olsaydı. İz de bırakmazdı bu denli, kahveyle denkleyebilirdim. Hatrı kalırdı en kötü. Eşe dosta anlatırdık masalarda. Susturmazdı bu denli , boğaza düğüm gibi yapışmaz idi. Yutkunsam yetmiyor, öksürsem boğazım aşınıyor. Her türlü bir tortulu selamlar.Burnumun direği sızlıyor ,biri sesine ne oldu diyor, gribim diyorum . Bir hafta gitmiyorum gripten. Virüs var diyor eş dost. Ondandır diyorum. Virütik birşey bu kırgınlıklar, kızgınlıklar. Selam verdiğine belli etmeden bulaşıyor. Bir bakmışsın sabahına hatır kıyamet. Ayaklarım oturduğu yerde durmaz oldu. Koşar adım gitmek istiyorlar , her nerdeyseler. Kıçım yere düşman, beynim kalbe papaz. Tam barıştıracam boğazım düğümleniyor. Yine öksürük...  Bir sahil kasabasına ih...

Buralar

Yazım dili olmayan bir yerdeyim. Yazılar havada uçan bulutlar gibi burada. Gölge ediyorlar, bazen de gürlüyorlar. Etkisi illa vardır ama etkileşimi yok. Çoğu insan  şemsiye açıyor zaten, çoğu yazıların gölgesinde. Ama pek göğe de bakmıyorlar. Baksalar belki, akıllarına bir şey takılır, bir kelam dokunur diye korkuyorlar herhalde. İşin yoksa üzerine düşün... Buradakiler çok çalışıyor, işleri güçleri çok zamanlarını alıyor. İşleri çok mühim onlar için. Öyle kelimelermiş, gökyüzüymüş, yazıymış gibi “safsatalara” zaman ayıramayacak kadar meşgul buradakiler. Bir dokun bin ah işit,  ama bir kelime okuma. Buranın telaşları beton. Koca koca beton arkadaşları var. Betonlarla bile arkadaş olunabiliyor ama kağıt parçasından mürekkepten korkuyorlar… Üflesen uçar yahu bunlar! Belki de nefeslerinden de çekiniyorlardır. Ola ki üflediler o sırada  başka şeyler de çıkar gider bünyeden  akabinde  kendilerini kandıramazlar diye çekiniyorlardır. Nefes bu nerde boş vereceği bel...

Nayloncu.

Benim bir derdim var.  Al bu derdi yerine mandal filan ver nayloncu! Aslında devir senin devrin. Bizim çocukluğumuzda sen mahalleler arasında dolaşan, ilk habercilerin biz çocukların olduğu- çünkü sen geldin mi maça ara vermek zorunda kalırdık - sonra annelerin olaya dahil olduğu ve sonrasında ise unutulan varla yok arasında bir ilişiktin. Mesela eski mahalledeki tüpçünün bile hatırı vardı bende, hiç girmediğim kuaförün, kuru temizlemecinin bile! Halbuki sen yoksun. Hem herkesle bu kadar haşır neşir olup, hem de bu kadar belli belirsiz olmak senin harcın. Yani senin arabanın arkadan bir görseli var -o da gitse de maça devam etsek diye bakmaların mirası-. Dedim ya senin eskiden kıymetin çok bilinmezdi ama simdi senin devrin; biz büyüdükçe her şey naylona bağladı. İlişkiler, dostluklar inanmazsın faturalar bile! Fatura ulan bu diyeceksin sen simdi, nasıl naylon olur bu. Ya caanım nayloncu senden sonra naylon sektörü çok başka hal aldı. Mesela bazı arkadaşlarım var naylon.  İnanm...

Güzelliğin.

Resim
Hiçbir mercek veyahut hiçbir cam seni beni gördüğüm kadar güzel gösteremiyor. Bildikleri yok onların. İnsan eliyle anlatabilecek bir güzelliğin olsa herhangi bir çağ üretimine bırakmaz ben çizerdim seni... Bilirim ki renkleri kağıda bulayınca da sen olmayacaksın. O kağıtta gördüğümde seni hatırım kırılır, bilir ki onun oralarda tasvirin başka. Bir ihtimal bir yel güzelliğinde yoldaş olur bana ya da bir yağmur belki. Yağar, ister ahmak ıslatır cinsten -ki ahmağım ben bu güzelliğe karşı - ister sular seller gibi yağar bana. Sırılsıklamlığı ondandır aşkın  yoksa kuru kuruyadır aşk. Gökten gelmedi mi, ummadığın anda vurmadı mı olmaz. Ötesi berisi yok, bilimle yansıtılmaz güzelliğin. Dünyada ki hiç bir güzellik gibi seni de fotoğraflardan görüp sevemem ben. Mümkün değil bu! Türlü halini kısırlaştıramam.  Aklım sessiz kaldı mı anlatır seni de, kelimelere dökünce beceremez. Kelimeler döküntü gelir aklıma . Sanki hiçbir güruh seni taşıyamaz. Dil güzeldir başım gözüm üstüne ama sen d...

Kalbi yarım.

Resim
İnsan kalbi yarım. Resimlerde ki gibi değil. Hayat genelde resimlerdeki gibi olmuyor . O resim insan eli! Ve çektiğinin tasvirini tam anlamıyla iletebilecek bir yetiye sahip değil. Ya da sahipse henüz bunun bilincinde olacak kadar kendinde değil. Hep başkasında insan. Oradan oraya! Sevdiğini, merakını, hakkını, kıymetini hep başkasında arıyor. Kalbi yarım. En çok vakit geçiren kendi iken, başkasına sorduruyor kendini. Her anını bilir iken teyit telaşında koşturuyor. Durmuyor insan yoruluyor bazen kalbi yetmiyor, yarım. Yine de durmadan sağa sola tutunarak, atıyor kendini yollara. Ne yol biliyor onu, ne o yolu. Güçsüz düşüyor ya bazen bir el uzanmadı diye kızıyor, bir el bekliyor! Yoldu bu hani? Yol hani sen idi?  Sözüm ona kendin çıktığın yolda kendinden çıkıyorsun bazen. Sana kendin el uzatmamışken başkasına kızıyorsun. Burada bile kendinde değilsin, kalbin yarım.  Kendinle değil de başkasıyla daha çok sohbet ediyorsun, bilmediğin, ihtimal dahilinde olan şeylere bile ke...

Bizim zamanlar...

Kızların saçlarındaki daha kurumamış şampuanlardı bizim zamanların hülyalı parfümleri. Yüzü gözü olduğu gibiydi, bu yüzden saçını açtın mı yüreğini hoplatırdın bütün erkeklerin. Sağa sola salındıkça etrafı hayaller kaplardı. Şimdi saçma gelse de örgülerin topuzların arasında saçlarını açmış bir kız görmek büyük lükstü bizim zamanlar... Hangi bastırılmış duygunun fışkırmasıdır bu bilmem ama ilk iletişim yoluydu bir kızın saçını çekmek. Dürtüler daha  o zamanlar kelimelerle özgürleşememişti. İlk insan gibiydik. Bir meme, bebekliğe o kadar yakın olmamıza rağmen o kadar hayal edilemez geliyordu bize. Meme, doğurganlıktaki yerini, ismini koyamadığımız meraka bırakmıştı belli belirsiz aralıkta. Birbirine '' Mu ne muuu?? Meemme ! '' diyen küçük küçük hanzolardık. Yazın normal şartlarda daha fazlasının gördüğün bacağa bakmazken diz kapağı gümrük kapısından geçen her şeye minik bir haz bırakıyorduk. Ama insandık nihayetinde. Oturduğu sıraya yazı yazıp onun görmes...

Yalnızlık

Resim
Yalnızlık iyidir biraz. Kalbi sakinleştirir. Cilasıdır başlangıçların. Kendini kendine sevdirir ya da nefret ettirir, muallakta bırakmaz yalnızlık. Bazen üzer ama rahat rahat üzülürsün. Yalnızlığa arkadaş olunmaz. Belki sadece komşular bulabilirsin, onlarda aynı kirayı ödeyen insanlar olur. Ama yalnızlığa salça olunmaz! Yalnızlık garnitürlü bir yemek değildir. Yalnızlık sihir gibidir  aslında bir çok insan onu şiir zanneder. Yazılmaz, aranmaz da ayrıca yalnızlık. Arayarak sayfalarca kendi yalnızlığına tanıdık bulamazsın. Tanıdığı olmaz yalnızlığın, parmak izi gibidir. Anda belirir,  yıldız kayması gibidir; dilekler yalnızlık halinde tutulur. Beyin yalnızken umudu düşler. Fantastik  hayaller o halde inşa edilir. Kalabalıkken kıçınla güldüğüne yalnızken kalbinle sarılırsın. Yargısı yoktur merakı vardır yalnızlığın. Bilinçmiş altıymış üstüymüş uğraşmaz isteğine odaklanır. Çalışkandır yalnızlık! Kalabalığın programlaması yapar. İnsanlar arasında gördüğün ne var...