Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yaramaz Zihin

Gönlümün camekanına bir taş attı zihnim. Parçalandı camları, tuzla buz. Her parça ayrı tuz bastı açık kalan yaralarıma. Yandıkça yandı kıyafetlerimin altında sustuklarım. Ama şık... Rüzgar değdikçe harladı kaş çattığım şeyleri. Yine çattık durup dururken dedim ama içimden. Kaşlarım yay gibi olmayı unutmuş zaten. Yana yana, döne döne vurdum duvarlara kendimi döneyim diye, geleyim diye kendime. Daha feci yaralar açtım kendime. Kaşıma derler ya bazı bazı, ben tahriş etmişim, çok olmuş tembihler havada asılı kalalı. Sanki kendi harı yetmezmiş gibi, kaşıyarak bir de kıvılcımlar eşliğinde yakmışım yüreğimi. Uzaktan hoş bir görseli olan bu ışık şöleninde, kendi uçtuğu yerlere havai fişek attıran kuşlar gibiydim. Kendime, nereye sıçrayacağını bilmediğim fikirler atıyordum. Ama şık... Kim bilir kaç insan uzaktan yaptığıma bakıp hayal kuruyordur, kimilerinin suratına bir gülümseme oluyorumdur, kiminin anlık şaşkınlığı, kimin ışıltılı yalnızlığı ama kanatlarıma zarar... Havai fişek gibiydi ...

Dert ve Adam

Ansızın kapısını çalan derde, onca zaman konuştuğu kelimeleri nereye koyduğunu bulamadan sustu. Ne kapıyı kapadı, ne de derman oldu. Öyle bakakaldılar birbirlerine dert ve adam.  Gözü bir yerden ısırıyor adamın, amma velakin  çıkartamıyor boğazındaki düğümü. Kapı da açık ya, estikçe dışarının derdi, iyice kaşınıyor adamın boğazı. Malum ev hali yakalanmış derde. Üstü başı salaş...  Dert de demiyor ki " Bana bir eğlence medet ", safi baktırıyor kendi sıkılmışlığıyla. O da kendinden bıkmış belli. Ama varmıyor dili demeye. Derse, deva olunur kendini yitirir diye korkuyor dert herhal. Adam kısıyor gözünü, kaşıyor başını; yok. Elleri terliyor adamın. Sanki bir an kısmak yerine tamamıyla kapasa gözünü, çarpacak kapıyı! Dönecek sağına önüne gelen ilk eşyayı fırlatacak bir yere, tortu kaplamış boğazıyla haykıracak sövdüğünü, biraz göğsü yanacak, kalbinin ritmi şaşacak ama anlık da olsa bir nefes verişiyle koyacaktı, bütün unutkanlığına karşı tavrını! Oysa üstüne kontrbas ...

Eh işte!

Dilim kar etmiyor derdime. Sanki birine demeye başlasam hikayenin sonunda mahallede kendi kendine konuşan "deli" olacağım gibi geliyor. Ondan sonrası sayık. Şu  sokaklarda çok söylenenler insanlara deli diyorlar da kendilerinin düştüğü konuma dışarıdan bakınca kafalar bi yanmıyor değil. Zamanında okumuştum ; " Delinin deli dediği insan, akıllının akıllı dediği insandır " Çokça zaman takıldı aklıma. Size de takılsın. İyi beladır.  Başkaları bir şey yaptığında insanlar genelde yapılan hareketi aşağılar. Bunu beş kişi yaptığında ciddiye bile  almaz görmezden gelmeye çalışır, elli kişi yaptığında tedirgin olur, yüzlerce insan yaptı mı korkar, popüler kültürün türettiği birileri yaptı mı kabul görür.  Evlerinden çıkmazlar da evlerindeki kör noktadan  dünyayı dikizlerler . Dışarının tehlikeli olduğu düşünüp evlerinde varlıkları adına daha tehlikeli bir hal alırlar. Haberlerde terörle alakalı şeyler izlerken ; aslında kendilerinin de yaşamlarına terörist olduğ...

Sevemedim.

Kendi yaptıklarımı sevmediğim gibi sevmedim seni Sanki oluşurken kimsenin önüne geçemediği bir ahraza dönüşüyordu yaptıklarım. Her daim -sanki bir tek benim gözüme batan- zımparalanmışlık hali.  Lükse çalan parlaklıktan yoksun. Sorsan hepsi içinde, dışarısı baş ağrısı gibi. Veyahut üzerinde kendimi pazarlayacağım üstü açık araba gibi gelmedi bana seni sevmem ya da yaptıklarım. Şıksa bile kendinde kalsın istedim.  Seni sevmede ki hissiyatla ,kendi yaptıklarımda ki hissiyat çok benzeşiyor. Belki de bu yüzden ; yaparken sevmediğim ne varsa kimsenin görmediği , bir bir okuyorum sende. Onaramadığım arızalarım gibisin.  Onarmak için de uğraşmıyorum hani. Onlarda benimle yaşıyor, bir odayı ona vermişim . Salon ortak.  Neden onarmak için uğraşmadığımı sorma bana ; her şeye bir neden arama çılgınlığı aldı başını gidiyor. Şimdinin bilgileri , süpermarketlerdeki indirim gibi. Ortalarda diye alıp , üç kuruşunu da ona harcayıp eve geldiğinde  niye b...

Yazar Komşu.

Senelerce en iyi arkadaşlarının kitap olduğunu söyleyen insanların onca yazılarını okudum. Kalabalık halimle hak verdim onlara adeta karşı komşummuş gibi hak verdim. Benim evin tütmesi kesilmeyen çayı ile hak verdim ,ağzımda bir un kurabiyesi. Yazılarında masif ağaçtan kütüphanelerini gördüm salonlarını işgal eden , ama her akşam evimi dolduran insanlarla. Mutfaklarında küçük bir tavaları vardı , ben bütün evimi kaplayan yemek kokuları içinde pek önemsemedim küçük tavayı. Bazı zamanlar uzun uzun duvara bakarken farkettim onları...  Nereye, neye bakıyorlardı böyle zaman tüketircesine? Oysa ben kafamı çevirsem insan.  Öyle ki onlar sabahın köründe güneşi uyandırıyordu yalnız halleriyle, bense evdeki insanlar uyutmuyor diye söyleniyordum . Bazı bazı bir yumruk yemiş bir ahmak gibi geçiyordu günüm. Ne uykumdan anlıyordum, ne uyanıklığımdan.  Uyanıkları çok iyi tanırdım halbuki. Hayatım uyanıkların, seni beni uyur zannetmesine gülümsemekle geçti. Çok yakışıklıy...

Bir an durdu adam.

Bir an durdu adam. Gökyüzüne kaldırmak istedi başını, sadece gördüğüne odaklanmak niyetinde. Uçsuz bir rengin içinde ,başka bir renge gitmek ; tabelasız, asfaltsız , egzozsuz bir yol yapmak istedi. Düşünmek istemedi adam. Düşün içindeki umarsızlığı bulmak gayretindeydi. Bilmem kaç saniyeyi bir hikaye kadar uzun yaşamak istedi. Kendi seçmek istedi zamanını, bir kendini bilmezin maaş sınırlamasına yaslanmak istemedi. Şehrin üstüne taşmış kanal yollarında faka basmak yerine , gittiği dağlardaki yamaçlardan yuvarlanmak istedi. Suratına, birinin kornası yerine rüzgar çarpsın istedi.  Çalının hışırtısı da onu kalabalık hissettirmeye yeterdi. Uzun uzun durdu adam. Omurgasını, emanet ettiği kimliğinden geri almak istedi. Omurgası olmadan kaldıramıyordu başını gökyüzüne.  Kimlik, vermek istemedi omurgayı gerisin geri. Varlığını yitirmekten korktu. Ki haklıydı kimlik! O olmasa kimlik kimdi? Yönetemedi kimlik. Adeta kabından dökülen bir sıvı gibi gözünden aktı gitti adamın...

Köşe

Döndüğüm köşeyi unuttum. Yaptıklarım hatırımda ,yitirmiş değilim ,başım hafif bir açıyla sola yatmış sağa bakıyordu. Yandaki duvarın üstündeki kızıllıklar sağ gözümün çeperinde bir nehir. Bense dönünce ne olacağını merak ederek gözlerimin açıklığını merakıma kapattırmıştım.  İnsanlar böyle şeyler yapıyor sürekli. Gözü açık pür dikkat bir yöne bakarken aslen orada olmadığı oluyor. Hareket halindeyken bu durum daha aktif sanırım. Vücut salgısına devam ederken zihnin minik afyonlara düşmesi kaçınılmaz oluyor. Kendini yaptığına ikna ediyor, göründüğüne. Zihin oyunlarını vücut adımlarından daha gerçek bir yerde tutup, dış dünyaya ise böyle olmadığını lanse ediyor. Kurgu, eylemi hiç ederken , eylem kazanmış gibi duruyor. Bu galiba dünyanın yıllardır en revaçta kullandığı işletim sistemi. Bu sınıflar, açlıklar, tok olanlar , savaşlar, zaaflar... İşte bunlar hep benim duvarın diğer tarafını bir adım sonra görecek iken bile bu tarafın tadını çıkarmayışımdan sanırım.  Dönmeden önce ...
Yüreğim götürmüyor beni bir yere Olduğum yerde, hareketsiz... Atıyor atmasına da kendine kadar. Bana vurmuyor attığı, isteği. Beni zamk gibi yapıştırıyor durduğum yere. Gayretimi de karşıma dikiyor, Biz iki amaçsız boks maçı yapıyoruz. Yüreğim de hakem kılmış kendini Bir o eğleniyor. Bizim yüz göz kan revan... Yüreğim hastaneye bile götürmüyor beni. Olur da biri dokunur da yüreğime, O da bana çarpar diye uzak duruyor kalabalik yerlerden Safi baktırıyor... Bak diyor neler var hayatta... Yaşayıp ta ne yapıcaksın diyor Yüreğim bir garip bana. Sanki beni öldürmüş başka bedenlere gitmis Sonrasinda yer bulamadığından bana gelmis gibi Ayazda kalinca bedenim aklina gelmis gibi Mecburiyet gibi yüreğim...

Denge

Ses de güzeldir , sessizlik de. Koşturmacalar da keyiflidir bu hayatta. O andaki salgıların, hissettiğin yapabilme arzusu, kanının hızlı akması, sadece isteğine odaklanmak da güzeldir.  Dingınlik de ayrı güzeldir. Vücudu dinlediğin, onun da seninle konuşup içini döktüğü ve sakinleyerek zihnine yer verdiği anlar da güzeldir. Zihninle sükunetle dertleştiğin, ona fikir ,yol olduğun anlar da... İşin aslı denge güzeldir. Gezegenin doğalında sana sunduğu gecesi  gündüzü, yağmuru, güneşi, doğasıyla oynamadığın ısı da güzeldir. Dengeni koruyup sendelemek de çok keyiflidir. O salınımda hayat öyle keyifli akar gider ki; dünya çekilen bir vardiya değil sürülen bir sefa olur. Sana , olanınla yaşama hazzı verir.O süreçte her olan olur, yargısız, ahkamsız.. Yarını yoktur ama yarını bilmek de haddi değildir zaten insanın. Boş işlerle uğraşmaz dengedeki. O salınım anında bütün boş işler ayağını altında akıp gider, sen ise onların üstünden kayıp gidersin. Yükselmenin sebebidir bır...

Dinlemek.

Dinlemek izlemekten daha niteliklidir. Dinlerken kelimelerin, tonlamaların zihninde yarattığı resimlerde, sahnelerde emsalsiz bir derinliğin vardır. İstediğin yere gidebilir,  istediğin an geri dönebilirsin. Bilinir bir kurgucusu yoktur zihninin,her şey anda gelişir. Bir ön hazırlığı,prodüksiyonu yoktur, olası kurmaları milisaniyede yapar zihin. Oradan oraya,  Pekin'den Hakkari'ye anında gidebilir zihin. Hiç bir bilet kesme hali olmaksızın...Vergisiz uçabilir.  Melodileri dinlemeye başladığı zaman hele ki ; lisansız diyarlara düşebilir, bilmediği bir bitkiyi görebilir zihin. Derinlerinde olup da yüzüne çıkarmadığı renklerinde rüşdünü ispatlayabilir. Her tuşe sesinde başka bir gönüle düşüp başka aşkları da keşfedebilir zihin.  Bir ezgide yalnızlığı yitirebilir. En kalabalık zamanlarında, etrafın dolu dolu olduğu zamanlarda bulamadığını yalın bir ezgide bulabilir zihin. Yalnızlığına derman olan bir dost olabilir. Ya da yalnızlığını kırmadan, sana arkanda biri o...

Naftalinsiz Halılar.

Boyumdan büyük egom yok benim. Bizim buralardaki halılar gibi naftalinlere sarmalayıp depolara koyalı çok oldu yersiz egolarımı. Aklım erdiğinden beri zemine değmeyi çok severim. Tabanım tanımalı taşmış, toprakmış, kummuş... Biz küçükken etrafımızdaki bazı aileler hasta olmamızdan korkup sürekli "terlik giy, halıya bas" derdi. Halbuki büyüdükçe gördük ki halıya basanlar daha çok hasta oldular. Zaman zaman ayağımızın yandığı , su topladığı , kesildiği de oldu ama onlarında yeri vardı topallayarak yürümelerimizde. Yeri olmayan şeylere hep bir ters bakardık. Elimizde değildi. Ya da ayağımızda değildi, tabanımızın bastığı yeri gözümüzde görürdünüz zaten. Baş parmağımızdan tutun , saç telimize kadar aynıydık biz ego halılarını naftaline sarıp depoya kaldıranlar.  Kimileri ne paralar yatırdı halılarına, yok özel dokumaymış, iran halısıymış. Bazıları ise yöresel halıları ile övündüler, köyde toprağa basanın üzerinden şehirde onun emeğine basarak böbürlendiler. Sanırım yere b...

Kahve

Kahvemin hatırı yitti de demi kaldı ağzımda. Kokusuna hayran kaldığımın acısına varis'im. Ummadığım bir sabah gibi.  Ne olduğunu hatırlamadığım gece.  Hasta yatağında geçirdiğim bir gün.  Hepsi kahvem gibi.  Kalbimin çarpıntısı, gözümün çapağı, günümün romantizmi , kitabın lüksü ve daha bir sürü şeyin propagandası. Aslının sohbeti, alkolün düşürdüğü tufaların serzenişi, dünün yadı, yarının umudu, sevmenin sevişmesi , ahşabın çizgileri gibi.  Yaşanmışlığın tasdiği gibi , bir öpüşün onlarca yıla sebat etmesi , kahvaltının üstü , perverliğin özü gibi, niyetin izinleri, söylevlerin sabahı, isteklerin ahpabı gibi... Hayalin uzandığı bir nefes  veyahut beli ince tarzı hususi yoldaş gibi, Her yaşadığının nihayetinde sana verilen içinde sen olan bir kupa...Ödül gibi. Aklın gittiği zaman şehvetlerde boğulur insan. Arar hazzı! Bulduğu da yetmez. Bünyen çığlık atar da duymazsın. Daha daha daha diye ölürken bir yudum aldın mı kendine gelmen gibi. Kalbin ...

Kısır yazı.

Bazı zamanlarım oluyor Kal gelmiyor. Gitmelerin peşini bırakalı çok olmuş. Üşüyünce gitmeler, ben han olmuşum onlara. Safi böyle görüşmüşüz gitmelerle. Ne yoldaş olmuşum gitmeye ne arkadaş. Kal kendinden habersiz. Gurbetteki akrabam gibi. Hep bir parça çikolataya bağlı kalmış hediyeleri. Ben gameboy umuduyla beklemişim yollarını o kal'ın. Kal hiç gelmemiş bana... Tak da etmiyor pek canıma. Canım çıkmış yanımdan. Otobüsün camından seyrederek kırsalı, gitmiş benden Bir haber canım çektiğinden. Bir haber canım istemediğinden. Duraksamaları oluyor düşüncelerimin. En sevdiğim anı oluyorum kendimin. Ne de güzel akıyorum yaşamın deryasında. Dalgana bak ne güzel hikayeymiş diyorum. Ama düşündüm mü bir de! Gel de gör sen benim düdüklü tenceremi... Durmaksızın sıkışıyor içimdekiler, Patlayacakmışım gibi geliyor a ma biliyorum Patlamayacagım... İçimdekiler yumuşayana kadar anca bir düdük sesi... Lisanı olsa konuşmam mı içimdekilerin? Farklılığını sevdiğimi aynılaştı...